Hepimizin
ne olduğunu çok iyi bildiği "tohum" için şöyle bir soru soralım:
Ağaç kabuğu kadar sert bir kabuk içinde bulunan tohumla, bir ağaç
kabuğunun farkı nedir?
Bu tarz sorular genelde "alışılmadık" sorulardır; çünkü tohum da,
ağaç kabuğu da günlük hayatta birçok uğraşısı olan insan için
önemsiz detaylardır. Birçok insana göre, etrafta düşünülmesi
gereken çok daha önemli, çok daha gerekli şeyler vardır.
Çevresine sadece yüzeysel gözle bakarak hareket eden kişilerde bu
mantık oldukça yaygındır. Bu insanlar için, herhangi bir konu
hakkında yalnızca ihtiyaçları karşılayacak kadar detay bilmek
yeterlidir. Bu sığ mantığa göre etrafta olan biten her şey
alışılagelmiş ve sıradandır, herşeyin mutlaka "bilinen",
"alışılmış" bir açıklaması vardır.
Sinek uçar çünkü kanatları vardır, ay zaten hep gökyüzündedir.
Dünya uzaydan gelebilecek tehlikelerden korunmaktadır çünkü
atmosfer vardır. Oksijen dengesi de hiç bozulmaz . İnsan duyar,
görür, koku alır…
Oysa bu dar mantığı bırakıp da etrafındaki olaylara, her şeyle ilk
defa karşılaşan bir kimse gibi, görüşünü sınırlayan alışkanlık
perdesini kaldırarak bakan insan, önünde çok geniş bir ufkun
açıldığını görür. Neden, nasıl, niçin sorularını daha sık sorarak
düşünmeye, etrafında olan bitenleri bu gözle incelemeye başlar.
Daha önceleri kendisine doyurucu gelen açıklamalar yetersizleşmeye
başlar. Çevrede meydana gelen olaylarda, canlıların sahip
oldukları özelliklerde, kısacası her şeyde bir olağanüstülük
olduğunu kavramaya başlar.
Düşünmeye başladıkça alışkanlık, yerini hayrete bırakır. Sonunda
her şeyin sonsuz güç, bilgi ve akıl sahibi bir Yaratıcı
tarafından, üstün ve mükemmel bir şekilde tasarlanıp, yaratılmış
olduğunu görür. İşte o andan itibaren bu insan, Alemlerin Rabbi
olan Allah'ın, yarattığı tüm canlılar üzerindeki kudret ve
hakimiyetini görebilir.
" Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün
art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen
gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden
sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında,
rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş
bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten
ayetler vardır. "(Bakara Suresi, 164)
Bitkilerin varlığı yeryüzündeki canlılığın devamı için
vazgeçilmezdir. Bu cümlenin taşıdığı önemin tam olarak
kavranabilmesi için şöyle bir soru sormak gerekir: "İnsan yaşamı
için en önemli unsurlar nelerdir?" Bu sorunun cevabı olarak akla
elbetteki oksijen, su, besin gibi temel ihtiyaç maddeleri gelir.
İşte tüm bu temel maddelerin yeryüzündeki dengesini sağlayan en
önemli faktör yeşil bitkilerdir. Bundan başka yine yeryüzündeki
ısı kontrolünün sağlanması, atmosferdeki gazların dengesinin
korunması gibi, sadece insanlar için değil bütün canlılar için son
derece büyük önem taşıyan başka dengeler de vardır, ki bütün bu
dengeleri sağlayanlar da yine yeşil bitkilerdir.
Yeşil bitkilerin faaliyetleri sadece bunlarla sınırlı değildir.
Bilindiği gibi yeryüzündeki yaşamın ana enerji kaynağı Güneş'tir.
Ancak insanlar ve hayvanlar, güneş enerjisini doğrudan
kullanamazlar, çünkü bünyelerinde bu enerjiyi olduğu gibi
kullanabilecekleri sistemler yoktur. Bu yüzden güneş enerjisi de
ancak bitkilerin ürettiği besinler aracılığıyla, kullanılabilir
enerji olarak insanlara ve hayvanlara ulaşır. Hücrelerimiz
tarafından kullanılan enerji hammaddelerinin tümü, gerçekte
bitkiler aracılığıyla bize taşınan güneş enerjisidir. Örneğin
çayımızı yudumlarken aslında güneş enerjisi yudumlarız, ekmek
yerken dişlerimizin arasında bir miktar güneş enerjisi vardır.
Kaslarımızdaki kuvvetse gerçekte güneş enerjisinin farklı
formundan başka bir şey değildir. Bitkiler güneş enerjisini bizim
için karmaşık işlemler yaparak bünyelerindeki moleküllere
depolamışlardır. Hayvanlar için de durum insanlardan farklı
değildir. Onlar da bitkilerle beslenir ve bu sayede onların enerji
paketleri haline getirerek depoladıkları güneş enerjisini
kullanırlar.
|
Bitkilerin kendi besinlerini kendilerinin üretebilmelerini ve
diğer canlılardan ayrıcalıklı olmalarını sağlayan ise,
hücrelerinde insan ve hayvan hücrelerinden farklı olarak güneş
enerjisini doğrudan kullanabilen yapıların bulunmasıdır. Bitki
hücreleri bu yapıların yardımıyla, güneşten gelen enerjiyi,
insanlar ve hayvanlar tarafından besin yoluyla alınacak
enerjiye çevirirler ve formülü yapılarında saklı olan çok özel
işlemlerle, besinlere bu enerjiyi depolarlar. Bu özel
işlemlerin tümüne birden fotosentez denir.
|

Resmi daha ayrıntılı görmek için üzerine tıklayınız...
|
Bitki hücresinin içinde çok farklı bölümler vardır. Her
bölüm farklı kimyasal maddelerden oluşmuştur ve her biri
farklı bir görevi yerine getirmek için özel olarak
tasarlanmıştır. Yanda şematik resmi görülen bitki hücresinin
en önemli özelliği kuşkusuz ki diğer bütün canlı hücrelerinden
farklı olarak kendi besinini kendisinin üretebilmesidir.
Bitkilerin fotosentez yapabilmeleri için gerekli olan
mekanizma, daha doğru bir anlatımla minyatür fabrika,
bitkilerin yapraklarında bulunur. Gerekli olan mineralleri ve
su gibi maddeleri taşıyacak son derece özel bir yapıya sahip
olan taşıma sistemi de bitkinin gövdesinde ve köklerinde
mevcuttur. Üreme sistemi ise her bitki türü için yine özel
olarak tasarlanmıştır.
Bütün bu mekanizmaların her birinin kendi içlerinde kompleks
yapıları vardır. Ve bu mekanizmalar birbirlerine bağlı olarak
çalışırlar. Biri olmadan diğerleri fonksiyonlarını yerine
getiremezler. Örnek olarak sadece taşıma sistemi olmayan bir
bitkiyi ele alalım. Böyle bir bitkinin fotosentez yapması
imkansızdır. Çünkü fotosentez yapması için gerekli olan suyu
taşıyacak kanalları yoktur. Bitki besin üretmeyi başarmış olsa
bile bunu gövdenin diğer bölümlerine taşıyamayacağından bir
işe yaramayacak, bir süre sonra ölecektir.
Bu örnekte olduğu gibi bir bitkide bulunan bütün sistemlerin
kusursuz bir biçimde işlemesi zorunludur. Oluşacak aksaklıklar
ya da mevcut yapıdaki bir eksiklik bitkinin işlevlerini yerine
getirememesine neden olacak, bu da bitkinin ölümüyle ve
türünün yok olmasıyla sonuçlanacaktır.
İleriki bölümlerde geniş bir şekilde ele alınacak olan bu
yapılar detaya inilerek incelendiğinde, son derece kompleks ve
kusursuz bir tasarımın ortaya çıktığı görülecektir.
Yeryüzündeki bitki çeşitliliği de göz önüne alınarak
değerlendirildiğinde, bitkilerdeki bu olağanüstü yapılar daha
da dikkat çekici hale gelecektir.Yeryüzünde 500.000'den fazla
bitki çeşidi bulunmaktadır.1 İşte bütün bu
bitki türlerinin her biri kendi içinde özel tasarımlara ve
türlerine özgü sistemlere sahiptirler. Temel olarak hepsinde
aynı mükemmel sistemler bulunmakla beraber, üreme sistemleri,
savunma mekanizmaları, renk ve desen açısından benzersiz bir
çeşitlilik söz konusudur. Bu çeşitlilikte değişmeyen tek şey;
bitkilerde kurulu olan genel düzenin işlemesi için bitkideki
bütün parçaların (yaprak ve yapraktaki yapılar, kökler, taşıma
sistemleri, kabuk, saplar) ve daha pek çok mekanizmanın bir
anda ve eksiksiz bir biçimde var olması gerektiği gerçeğidir.
Günümüzde bilimadamları böyle sistemler için "indirgenemez
komplekslik" tanımını kullanmaktadırlar. Nasıl ki bir motor
herhangi bir dişlisinin eksik olması durumunda çalışamaz hale
gelirse, aynı şekilde bitkilerde de tek bir sistemin dahi
eksik olması veya sistemin parçalarının görevlerinden birini
yerine getirmemesi de bu bitkinin ölümüne neden olur.
İndirgenemez komplekslik özelliği, bitkinin bütün
sistemlerinde mevcuttur. Aynı anda bulunması gereken kompleks
yapılar ve bu inanılmaz çeşitlilik "bitkilerdeki mükemmel
sistemlerin nasıl ortaya çıktığı" sorusunu akla getirmektedir.
|
Bu sorunun cevabını bulabilmek için yine sorular sorarak düşünelim.
Bitkilerdeki mekanizmalardan en önemlisi ve en bilineni olan
fotosentez işleminin ve ona bağlı olarak da taşıma sistemlerinin
nasıl ortaya çıktığını düşünelim.
|
|
|
Yaprakta bulunan klorofilin içinde yakalanan güneş enerjisi,
havadaki karbondioksiti ve bitkideki suyu çeşitli işlemlerden
geçirerek glikoza (besin) ve oksijene dönüştürmekte kullanılır. Bu
karmaşık işlemlerin gerçekleştirildiği yer büyük bir fabrika değil,
yanda resmi görülen yaprakta bulunan ve boyutu milimetrnin binde
biri gibi ölçülerle ifade edilen özel yapılardır.
Her an her yerde gördüğümüz ağaçlar, çiçekler besin üretebilmek
için, fotosentez gibi hala bazı noktaları çözülememiş bir olayı
gerçekleştirebilecek kadar mükemmel sistemleri bünyelerinde
kendileri oluşturmuş olabilirler mi? Havadaki gazların içinden
karbondioksiti (CO2), besin yaparken kullanmak üzere bitkiler mi
seçmiştir? Kullanacakları CO2 miktarını kendileri mi belirlemiştir?
Fotosentez için ihtiyaç duydukları maddeleri topraktan alabilmeleri
için gerekli kök sistemini oluşturan mekanizmayı bitkiler tasarlamış
olabilirler mi? Besin taşımada ayrı, su taşımada ayrı özellikte
borular olacak şekilde bir taşıma sistemini bitkiler mi meydana
getirmişlerdir?
Bu soruları çoğaltabiliriz. Ancak her sorunun cevabı aynı noktaya
varacaktır. Bitkilerdeki her ayrıntıda ayrı bir tasarım vardır.
Yukarıda bitkilere dair saydığımız tüm özellikler akıl, bilgi, ölçme
ve değerlendirme gibi kavramlar gerektirdiğinden bitkiler bu
sayılanların hiçbirini kendileri yapamazlar. Dahası, bitkiler böyle
bir bilince de sahip değildirler.
Bitkilerin nasıl ortaya çıktığı sorusuna cevap arayan evrim teorisi
savunucuları her zamanki gibi tek çareleri olan "tesadüfler"e
başvurmuşlardır. Tesadüflerle meydana geldiğini öne sürdükleri bir
bitki türünden, yine tesadüflerle zaman içinde sayısız çeşitlilikte
bitkinin ortaya çıktığını, her türün kendine özgü olan koku, tat,
renk gibi özelliklerinin de yine bu tesadüfler sonucu ortaya
çıktıklarını iddia etmişlerdir. Bu iddialarına da hiçbir bilimsel
kanıt getirememişlerdir. Bir yosunun nasıl olup da bir çileğe ya da
bir kavak ağacına veya bir gül ağacına dönüştüğünü evrimciler,
tesadüflerin oluşturduğu şartların bunları farklılaştırması şeklinde
açıklarlar. Oysa bir bitkinin tek bir hücresi dahi incelendiğinde,
zaman içinde küçük değişikliklerle meydana gelemeyecek kadar
kompleks bir sistemin olduğu görülecektir. İşte bitkilerdeki bu
kompleks sistem ve mekanizmalar evrimci mantıkla ortaya atılan
tesadüf senaryolarını daha en başından kesin bir biçimde
çökertmektedir. Bu durumda ortaya tek bir sonuç çıkar.
Bitkilerdeki her yapı özel olarak planlanmıştır, tasarlanmıştır. Bu
da bize bu kusursuz planı yapan üstün bir Aklın olduğunu gösterir.
İşte bu üstün aklın sahibi Alemlerin Rabbi olan Allah, kusursuz
yaratışının delillerini insanlara göstermektedir. Allah canlılar
üzerindeki hakimiyetini ve benzersiz yaratışını bir ayette şöyle
bildirmektedir:
"Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin Yaratandır... İşte Rabbiniz
olan Allah budur. O'ndan başka ilah yoktur.Her şeyin Yaratıcısıdr,öyleyse
O'na kulluk edin.o, her şeyin üstünde bir vekildir.(Enam Suresi,
101-102)
Kaynak:http://www.bitkidunyasi.net
|
www.basdere.net |